10 Mayıs 2021 - 10:31
Suudi Arabistan'dan İran ile Diyalogların Zaruretine vurgu

İran İslam Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin tam olarak kesilmesinin üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen şimdi de iki ülke arasında yeni temas hatları kurulmuştur.

Ehlibeyt (as) Haber Ajansı ABNA - Reuters haber ajansı   bu husustaki raporunda   Suudi Arabistan dışişleri bakanlığı makamlarının   açıklamalarına değinerek  Tahran ile Riyad arasında başlatılan diyalog sürecinin devam edeceğini duyurdu. 

 İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanlığı sözcüsü Said Hatipzade  de daha önce  19 Nisan'da  İran ile Suudi Arabistan arasındaki diyaloglar hususunda yayımlanan haberlere ilişkin şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "  İran İslam Cumhuriyeti, Suudi kraliyet ülkesi ile diyalog yapmaktan her zaman memnuniyet duymuş ve bu diyalogları  iki ülke halkının, bölge istikrarı ve barışının lehine olduğunu düşünüyor." 

Suudi veliaht prensi  Muhammed bin Selman da  son dönemde  El Arabiye kanalına verdiği demeçte    ülkesinin  komşu ülke İran'la iyi ilişkiler kurabileceğini umut ettiğini bildirdi.  

 Bu yaklaşımlar   bir kaç açıdan bölgedeki gerilimleri azaltmakta etkili olabilir. 

  Riyad'ın İran ile müzakere ve gerilimleri giderme  yaklaşımının incelenmesinde göze çarpan önemli hususlardan biri de  Suudi makamlarının , bölge ülkelerinin  Suudi Arabistan siyasetlerinden uzak durma ve bu yöndeki taleplerine gerçekçi bakmaya başlamasıdır.   Bu açıdan   bölgedeki önemli odak noktalarında  kriz düzeyinin azalması Riyad için önem taşımaktadır. Hatta stratejik önem taşıdığı bile söylenebilir. 

Siyasi meseleler uzmanı Kamran Keremi, bu kriz odak noktalarından birinin de Yemen kriz noktası olduğunu düşünüyor ve şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: "  6 yıl yıpratıcı savaşın ardından, Riyad,  Suudi Arabistan'ın bütçesinin önemli bir kısmını  hem de petrol fiyatlarının düştüğü bir sırada  yutan bu savaştan görece bile sayılacak kazanım elde edemedi. Bu girişim sadece Husilerin farklı cephelerde güçlenmesine bile yol açmıştır."

Kuşkusuz   Suudi Arabistan makamlarının bölgedeki mevcut durumu doğru kavraması, gerilim yaratma ve kriz doğurma stratejisinin hiç kimsenin işine yaramadığını anlamasına yardımcı olmuştur.  Bu durum Suudi Arabistan'ın yaklaşımını değiştirmesi ve yanlış tavırları ve hatalarını telafi etmeye çalışmasına yol açmıştır. 

***

Öte yandan,  bölgede güç denklemlerinin değişmesi ve  direniş ekseninin etkinliğinin artması da  Suudi veliahdını  yeni yaklaşım edinmeye götürmüştür. Bu bağlamda Suudi veliahdı da  bölgedeki  maceracı serüveninin sona erdiğini  biliyor. 

Deneyimler ise  Amerika müdahaleleri ve yabancıların  bölge içi meselelerine karışmasının  güvensizlik ve kaynakların heba edilmesinden başka bir sonucu olmadığını göstermektedir.  

Bu bileşenlerin toplamı göz önüne alındığında    Suudi Arabistan'ın geçmişteki yaklaşımını değiştirerek  bölgede gerilimlerin azaltılması için zemin hazırlaması beklenmektedir.   Tabii bu alanda başarılı olmak  Siyonist Rejimin bölgedeki yıkıcı rolü gibi değişkenlere de bağlıdır.  Siyonist Rejim İsrail  İran ve bölge ülkeleri arasındaki iyi ilişkileri kendi aleyhine özellikle de Yüzyılın Anlaşmasının aleyhine olarak addediyor.  Kuşkusuz  bu süreçte İran'ın çevresi güvensizleştirilmeye çalışılacak ve İran'ın bölgesel nüfuzu ve etkinliği de tersyüz gösterilmeye çalışılacaktır.  Bu ise Siyonistlerin istediği mükemmel bir senaryodur.  Ancak  bu komplo senaryosu her yönü ile yenilgiye uğramıştır.   Şimdi de  tüm bölge ülkeleri için   Amerika ve İsrail'in yıkıcı rolü ispatlanmıştır.  Amerika'nın Afganistan ve Irak'taki varlığı  Suriye, Yemen ve Fars Körfezi bölgesine yönelik müdahaleleri  bölgedeki istikrarsızlığı arttırmış ve terörizmi de beslemiştir.  Şimdi de Amerika  bölgeden çıkmaktan başka bir seçeneği yoktur. Zaten bu bölge ülkelerinin istediği bir husustur. İran'ın dış siyaseti ise  komşuları ile dış müdahaleler olmadan iyi ilişkiler kurmaya dayalıdır.  Güvenlik hususunda da İran bölge ülkelerin Hürmüz barış planını  bölge ülkelerine sunmuştur.  

342/